Category: FRP


YıldızCon!

Bugün YıldızCon’daytım. YTÜ’nün Beşiktaş’taki yerleşkesinde, yemekhanedeydi Convention. Güzel, ferah bir yer ayarlamışlar. Çok takdir ettim. Organizasyonda ne kadar uğraşıldığını bilmiyorum; ama bu da gereksiz olmuş canım diyeceğim kadar detaya inmişler. DM’lere cicili dosya falan bile getirdi adamlar!

Convention’da hangi oyunda olduğumu yazsam mı yazmasam mı bilemedim gerçekten. Hani hayır, sevmediğimden ya da çekindiğimden değil, babalar gibi Pokémon oyunundaydım. Tek bir farkla: Normalde, oyun sırasında eser miktarda geyik yapılır. Fakat bizde geyik sırasında kısa süreli role play’ler ve senaryo ilerletmeye yönelik hareketler oldu. Bir süre sonra da, millet benimseyince karakterlerini geyiğin şekli değişti: Oyun içi geyik oldu! Ha, şikayet mi ediyorum? Kesinlikle hayır. Güzel bir gün geçirdim mi? Kesinlikle evet!

Tabi bir de Con’dan sonra kostümlü parti vardı, convention’ların standartlarından olmuş bir şekilde; fakat ne enerjim -üç gündür uykusuzum- ne de vaktim vardı. Katılamadım. En yakın kostümlü sanırım MetuCon’da, eh artık Ankara’da giyiniriz biz de!

Bir Maceranın Daha Sonuna Geldik


Forgotten Realms
Aylar önce buraya “FRP”  ile ilgili ilk yazıyı yazdığımda yeni bir campaigne başladığımdan bahsetmiştim. Oldukça eğlenceli geçen 30 oturumluk (ki haftada bir oyun olmak suretiyle) bir maceradan sonra oyunumuz, sevgili DM’imiz Doruk’un kafayı yemesiyle son buldu. Sayısı dört ile on arasında değişen oyuncuları idare edebilmeyi yine iyi başardı bunca zaman. Fakat neticesinde, kimsenin istemediği hal ve şekilde nihayete erdi tüm sezon.

Düşmüş bir Helm Paladin’ini, varını yokunu kumarda kaybetmiş bir Gold Elf büyücüyü, Gold Elflerin en asil kolundan gelen bir prensi ve son olarak da bir Mystra Rahibesini canlandırdım bu otuz haftalık süreçte. Normalde bu kadar fazla karakter değiştirmeyi sevmem; fakat grubun tavırları ve oyunun gidişatı bazen “mecbur” bıraktı beni buna. Aslına bakılırsa dinamiklik katıyordu yeni karakterle oturumlara katılmak. En azından grup için. Sıkılan pek olmuyor gibiydi.

Otuz hafta süren bu maratondan sonra, birden haftasonlarımın boşalmasını elbette kabul edemezdim. Halihazırda yarım yamalak devam etmekte olan diğer campaign’in bu tutarsız ve düzensiz halinin verdiği rahatsızlığın da etkisiyle, eski oyunumla aynı gün, bu sefer benim yöneticiliğimde bir campaigne katıldım! “Artık izin isteyen değil de izin veren taraf olmanın keyfine bakacağım” düşüncesiyle değil, “ben olsam izin verirdim”i ispatlamak adına yapıyorum bunu biraz da. Hatta sanırım kendi campaign’ine bug abuse ile müdahalede bulunan sayılı DM’lerden biri olmaya adayım şu halde bile!

Daha önce uzun soluklu oyun oynatmamış biri olarak, böyle profesyonel oyuncularla bocalamadan devam edip edemeyeceğim konusunda düşüncelerim var; fakat biraz doğaçlama biraz da karşılıklı hoş görmeyle hallolunacağını sanıyorum. Tabi ki ilk fırsatta official kaynaklardan FR tarihi öğrenmeye ve power grouplar arasındaki siyasetleri takip etmeye başlayacağımı da atlamamam lazım. O kadar da hazırcı değilim neticesinde!

Özetle, karşıya geçmek için “Geçebilir miyim evladım” diye soran  teyzeye “At bakalım bir yirmilik, geçebilir misin?” diyen adam olma yolunda bir adım daha ilerlemiş bulunuyorum… Hadi hayırlısı!

Kasap DM ve Hevesli Oyuncular

Yaklaşık 1.5 ay kadar önce, sevgili arkadaşım Doruk Kotan’ın oynattığı Forgotten Realms (Bundan sonra kısaca FR diyeceğim) campaign’e başladım. Çok hevesle yarattığım; fakat ilk oyunda role play’ini bir türlü başaramadığım bir karakterim var. Escad / Richard Mightysword.

Biraz tuhaf bir karakter oldu; ama dediğim gibi çok sevdim. Yukarıda çift isimli olması kafa karıştırmasın, şizofren değil. Kişilik bölünmesi yaşamıyor. Hikayesi en kaba haliyle şöyle anlatılabilir belki: Richard ismini doğduktan sonra kendisi gibi bir Helm Paladin’i olan babasından alıyor. Annesi ise Helm’e bağlı bir Cleric… Tıpkı babası gibi o da tapınakta eğitim alıp onurlu bir Helm Paladin’i oluyor; fakat şimdi yazmaya üşendiğim bir kaç olayın akabinde Paladin’likten ayrılıp (kovulmak daha doğru belki) kendini büyüsel sanatlara veriyor. Eski isim ve hayatını geride bırakması da bu sebeple oluyor. Kendine Escad diye diye yollara düşüyor.

Tabi sayfalarca bakcground’ı olan böyle bir karakteri böyle 2 3 cümleyle buraya yazmak ciddi bir saygısızlık :)

Oyun sırasında geçmiş ve şimdiki hayatı arasındaki ikilemleri yaşamak, yıllarca beraber vakit geçirdiği arkadaşları tarafından “farklı” biri olarak nitelendirilmek ve arada eski anıları yad etmek oldukça keyifli. Güzel bir role play’e sahip.

İşin tek kötü yanı ise, oyun grubunun bir hayli kalabalık olması. (Kalabalık derken 8 [Sekiz!] kişiden bahsediyorum! Ben üç kişiye bile söz geçiremezken sevgili DM’imiz Doruk’un onca kişiyi idare edebilmesi ayrı bir yetenek tabi ki…) Normalde kalabalık iyidir; fakat o kadar kişinin aynı anda düzgün role play yapması pek mümkün olmadı şimdiye kadar. Belki senaryo akışından dolayı bu şekilde geldi bana; ama bilmiyorum. Her ne kadar son iki haftadır oyuna dört kişi devam etsek de, bir sonraki oyunda yine kalabalık olacağız. Şikayetçi değilim gerçi, hepsi hoş-sohbet olan bu kadar kişiyle ortak bir şey yaparak vakit geçirmek gerçekten çok eğlenceli.

Neyse, daldan dala atladığım bu yazıyı burada sonlandırayım en iyisi. Şu sıralar dikkatimi tek bir şey üzerinde yoğunlaştıramadığım gibi pek de üretken değilim açıkçası. Eh bu yazı da bunun nişanesi olarak kalsın bari!…

WordPress.com'dan blog alın. | Tema Motion, volcanic tarafından yapılmıştır.
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.