Tag Archive: mitos


Dört Yarışma

…Tamam o halde. Bir hikaye anlatabilirim sanırım. Aslında etkileyici bir şey değil; fakat yine de eğlendirici olduğu söylenebilir. Tabi anlatmadan önce peşinen belirtmek isterim ki, mitoslar sadece boş kocakarı anlatıları olarak görülmemelidir; (Bunu kaç kere tekrar ettim?) fakat bu demek değildir ki, eskinin insanları uzun gecelerini geçirmek ya da biraz da olsun eğlenebilmek adına sadece güzel vakit geçirebilmek için mitler ve masallar yaratmasın… İşte anlatacağım da bunlardan biri :
Tanrıların en kudretlisi olduğu tüm Asgaard ahalisi tarafından kabul edilen Thor ve en has düzenbazların bile ismini anarken iki kere düşündüğü Loki bir gün birlikte yolculuk ediyorlarmış. Uzun süren yolculuğun ardından, geceleyin, konaklamak için bir mağaraya sığınmış birbirine pek de güvenmeyen bu ikili; fakat uykuya çabucak daldıklarından fark etmedikleri bir ayrıntı başlarına oldukça büyük belalar açmış: Beş odalı bir mağara sanarak girdikleri bu kovuk, aslında bir devin -Utgard Loki-nin eldiveniymiş.

Sabah olup uyandıklarında Jotunheim’ın korkunç lideri, Utgaard’ın efendisi, Utgard Loki, iki maceracıyı “elinden” kovmak istemiş. Fakat Thor’un ani çıkışı ve Mjöllnir’i üzerine savuruşuyla birden korkarak kaçmaya başlamış. Bunun üzerine Loki ve Thor, Jotunheim’da kaçan devin peşine düşmüşler. Ta ki bir kaleye -Utgaard’a- gelene dek. Tanrı olsalar dahi, devlere nazaran “ufak” bedenlere sahip olan Loki ve Thor, parmaklıklı

İskandinav Tanrısı Thor'un Çekici: Mjöllnir

İskandinav Tanrısı Thor'un Çekici: Mjöllnir

kapılardan geçerek kalenin saray kısmına sızabilmişler. Ve karşılarında tüm askerleriyle Utgaard Loki’yi görmüşler.

Dev lideri, karşısında birden kendisini gören iki Asgaard’lıya şöyle bir bakıp onların kısa boyuyla ve bozuk fiziğiyle alay etmeye başlamış. Bu duruma oldukça hiddetlenen Thor’a ise, sorununu şiddetle değil, gerçek bir erkek gibi yarışmalarla çözebileceğini söylemiş. Önerdiği yarışma alanlarıysa oldukça basitmiş: Yemek yemek, içki içmek, ağırlık kaldırmak ve güreş tutmak.

Hayatını zevk ve eğlence içinde yaşamaya adayan Loki, yemek yeme yarışına girmeyi kabul etmiş. Şeklini göremediği fakat yemekleri silip süpürdüğünü hissedebildiği rakibi Loki daha ilk tabağındayken tüm masayı tüketmiş. Bunu gören Loki, mağlubiyetini kabullenmiş.

Loki’nin yenilmesi üzerine yarışmayı Thor devralmış. İkinci etapta içmesi için kendisine bir boynuz dolusu içki getirilmiş. Ve o içmeye başlamadan önce Utgaard Loki şöyle seslenmiş yıldırım tanrısına:

“Bu içeceği bir seferde bitiren büyük bir yiğittir, iki seferde bitirebilen güçlü bir savaşçı olabilir; fakat hiç kimse kendini üç seferde içebilecek kadar küçültemez!”

Bu iddialı laf üzerine cesaretiyle ve hırsıyla nam salmış Thor, boynuzdaki içkiyi kafasına dikmiş. Dikmiş dikmesine; fakat ne kadar içerse içsin içkinin biteceği yokmuş. Uzun süre inat ettikten sonra o da mağlubiyetini kabullenmiş; ama Loki’den farklı olarak yarışmadan çekilmeyeceğini de belirtmiş.

Hırs ve siniri gitgide tırmanmakta olan Thor’un önüne bu sefer iki yanı da yere değen uzunca bir ağırlık getirmişler ve bu ağırlığın tamamını kaldırıp kaldıramayacağını denemeye koyulmuşlar. Mjöllnir’in taşıyıcısı şöyle bir kaslarını gerdikten sonra iki eliyle birden asılmış ağırlığa. Asılmış asılmasına; ama ne kadar kuvvetli kaldırırsa kaldırsın, ağırlığın iki yanı yerden kalkmıyor, sadece ortası havalanıyormuş. Başarısız olduğunu tekrar kabullenmiş Thor.

Son yarış ise Thor’un gerçekten uzman olduğu bir alanmış: Güreş. Utgaard Loki bu sefer daha alaycı bir sesle seslenmiş çekiciyle yüzlerce devi yere sermiş olan Tanrı’ya:

“Yenilmenden dolayı utanmanı istemiyorum. Bu yüzden yaşlı dadımla güreşeceksin.”

Thor çaresiz kabul etmiş. Yaşlı bir kadını güreşte yenmekten daha kolay pek bir şeyin olmadığını düşünmekteymiş o anda. Fakat ne yaparsa yapsın, yaşlı kadının bir türlü üzerine çıkamamış ve sonunda onu mağlup edemeyeceğini anlayınca, bu sefer son kez pes etmiş.

Devlere rezil olan iki yol arkadaşı, utançlarıyla birlikte terk etmeye koyulmuşlar Utgaard’ı ve de Jotunheim’ı. Tam gidecekleri sırada devlerin kralı Thor’a ve Loki’ye dönmüş. Onlara sunduğu yarışmaların hepsinde ufak hileler yaptığını itiraf etmiş:

İlk yarışmada Loki’nin rakibi alevin ta kendisiymiş. Tüm ziyafeti kavurarak yok edip tüketen de oymuş.
İkinci yarışmada Thor’un içtiği içkinin kaynağı okyanuslarmış. Boynuzun ucu okyanusa dayandığı için, içkiyi bitirmesi imkansızmış.
Üçüncü yarışmada Thor’un kaldırmaya çalıştığı ağırlık da, düz bir sopa değil, upuzun bir yılanmış. Thor ortasını çektikçe kendisini yere sabitlemeye çalışan bir hayvan.
Son yarışmadaysa, şimşek tanrısının rakibi yaşlı dadı değil, bizzat yaşlılığın kişiselleşmiş haliymiş. Ölümsüz olmayan, İskandinav Tanrılarının yaşlılığa mağlup olması kaçınılmazmış.

Bunları tek tek dinledikten sonra hiddet ve nefretle dolup taşan Thor, efsanevi çekici Mjöllnir’i çıkarıp hayatında hiç yapmadığı gibi, tüm gücüyle deve savurmaya yeltenmiş; fakat bir anda Utgaard Loki gözlerden kaybolmuş…
İşte böyle… Eğlenceli; fakat altında derin anlamlar aramaya lüzum da yok gibi.

Mitos mu Masal mı?

Bir çok görüşün aksine, benim nazarımda her daim öneme sahip bir yerde duruyor mitoslar. Binlerce yılın birikimlerinin ve ilgili oldukları toplumun alt bilinçlerinin yer aldığı bu kıymetli anlatıları basit çocuk masalları olarak görmek, zannımca en büyük cehaletlerden biri. Her biri kendi içerisinde tutarlı, derin alegorilere ve imgelere sahip bu deyişlerin toplumların kültürlerini ne denli iyi yansıttığına şaşırmamak elde değil. Coğrafi konumun, bireyden yayılıp toplumda kabul görmüş alışkanlıkların, kendine bilinçlerde sarsılmaz yerler bulmuş önemli olayların ve daha sayamadığım -muhtemelen de bunu başaramayacağım- diğer birçok durumun etkilerinin en doğru yorumlanabileceği araçlardır mitoslar.

Tek tanrılı dinlerin hakimiyetinin dünyaya yayılmasıyla birlikte yavaş yavaş inandırıcılık ve güvenilirliğini, tek tanrılı dinlerin lehine kaybeden bu kaynakların doğru sosyolojik yorumlarıyla, varlıklarından ya da sebeplerinden bihaber olunan oldukça fazla davranışın da açıklanması mümkün. Antik Yunan’dan kopup gelen ve masal gibi anlatılan bir mitin özünde yer alan ruhu hissedebilmenin verdiği mutluluğu sevdiğim için belki de ben biraz abartıyorum tüm bu söylediklerimi… Fakat her şeye rağmen bir bilmeceyi kademe kademe çözermiş gibi, hakkında her gün edindiğim farklı bilgilerle detaylı inceleme fırsatı bulduğum bir hikaye ya da anlatıyı özümsemek gerçekten de çok hoş…

Bu düşünceler doğrultusunda bu bölümde ara ara okuduğum ve hakkında araştırma yapmaya fırsatımın olduğu mitosları ve bu mitosların altında yer alan gerçek düşünceleri açıklamaya çalışacağım… Buna ise ne zaman başlayacağımı henüz kestirmiş değilim. Neyse bakalım!

Tam yazıyı bitirecekken aklıma gelen bir alıntıya da paylaşmadan edemeyeceğim: Tüm bu yukarıda söylediklerime rağmen gerçekten mitolojik anlatıların çocuk masalı olduğuna kendini inandırmışlara, daha önce ekşi sözlükte yazdığım bir entry  geliyor:

… Bu durum insanların birbirlerini kağıt parçaları için öldürdüğüne inanmaktan daha gerçekçidir. Hayalleri ve onların ait oldukları dünyayı öldürmekle yaşatmak arasında kalırsam, her zaman asla ölmeyen hayal dünyaları yaratmayı yeğlerim.

“…Bu yüzden ben de boa yılanlarından, ilk çağdaki ormanlardan ya da yıldızlardan bahsetmeyi bırakıp onların seviyesine indim. Onlarla briç, golf, politika ve boyun bağları hakkında konuştum. Böylece bu yetişkinler benim gibi duyarlı biriyle karşılaştıkları için mutlu oldular…”


WordPress.com'dan blog alın. | Tema Motion, volcanic tarafından yapılmıştır.
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.