Tag Archive: moonbathe


Pocket Watch

“Yaşanmışlıklar olmasa yaşamanın ne manası var?” sorusunu ürettiğim günden beri sarılmaktayım  sorunun kendine. Pişmanlık ve hayıflanmalardan uzak yaşamanın,  mutluluğa ulaşmadaki sağlam adımlardan olduğunu kabul etmemde ve buna göre yaşamamda büyük rol oynadı bu cümle. Bahsettiğim, her olayı salt tecrübe olarak görüp deney eşyası gibi kullanmak sanılmasın, o kadar düzenli  bir düşünce yapısına sahip olmayı istemem asla. Bu, sadece geçmişten pişman olmamak ve kendinle barışık olmakla alakalı… Daha çok içsel dinginliği sağlamak adına, yanlış dahi yapmış olsan “Benim yanlışım!” diye haykırabilme cesaretidir.

Elbette insanlar -yolcular-, Üstinsan ile hayvan arasına gerilmiş ipte yürürken tökezleyeceklerdir zaman zaman, dengeleri yitecektir bazısında. Üstinsana ulaşma yolculuğunun üzerinde yürümesi zor yolunda, yeteneksiz ve cesaretsiz olanlar kaybedecektir ilk olarak kendilerini. Burada, adım atmaktan çekinen aksakların birçoğu da mazisyle ilgilenmekten başarısızlığa uğramış kimselerdir.  Yolcu, eğer mazisiyle bir ise ancak rahat kat edebilir Üstinsan’a giden yolu.

Geçmişiyle bir olmayan insan tökezler sık sık. Ancak mustakimlerin tamamlayabileceği bu yolculukta; sürekli başı terkisinde süvari gibi davrananlar, tabiidir ki muvaffak olamazlar menzile erişmekte. İşte bu yüzden ziyadesiyle lüzumu vardır insanın mazisiyle barışık kalmasının. Geçmişte hiçbir işi yarım bırakmayıp  geçmişi geçmiş yapan tüm eşyadan emin olmanın…

Zamanın koşul ve şartlarının gerektirdiği ölçüde, o anda doğru gözüktüğü şekilde tavır almak ve edimde bulunmak, kısa süreli mutluluklar yaratabilir yolcu’ya; mamafih önemli olan şudur ki, vakti geldiğinde kafasını geri çevirdiğinde insan, pişmanlık duymasın yaptığından ya da hayıflanmasın yapmadığından. Yalnızca bunu başarabilenler geçmişiyle bir olurlar. Böylelikle geçmiş, hatıralar ve yaşanmışlıklar onların adımlarını ağırlaştıran prangalar değil,  anımsandığında geleceğin teminatı olan güvenceler haline gelir. Yalnızca kendi yaşanmışlıklarını değil, başkalarından da tecrübe ettiklerini özümseyerek erdemine uygun davranan insan geçmişinden korkmayacak hale gelir. Geçmiş duvarını oluştururken koyacağı her tuğlayı böylelikle daha dikkatli koyar, tuğlanın oturması gereken yeri seçtikten sonra. Ve yalnızca bir kez düşünecektir, belki çok ufak bir tereddütle birlikte, inşasını yaparken emsalini incelediği o duvarın her parçasını koyduğu sırada. Daha sonra da sağlamlığından emin bir yapısı olacaktır sırtını dayamak istediği zaman kudretinden şüphe duymadığı.

Bunca deyişten sonra kendime baktığımda, görüyorum ki hatalarım doğrularımın neredeyse üzerini kapatacak kadar çoğalmış. Dövünmek ya da üzülmenin işe yaramayacağını elbet biliyorum, o sebeple tek düşüncem dahasının olmaması, bir fazlanın daha eklenmemesi terazinin hatalar kefesine. Bu yönde tek bir eksiğim vardı şu güne dek; fakat artık geçmiş hakkında kötü konuşmayı da bıraktım. Vakit aldı; ama noksanlığımı sonunda tamamlayabildim. Yaptığım yanlışlar değil, yapılan yanlışları da kucaklamaya çalıştım. Zordu bu, en nihayetinde bana ait olmayanı benimmiş gibi kabul etmekti; fakat ilerlemenin, tereddütsüz adımlarla yere sağlam basmanın tek kuralı olduğunu çoktan kabul etmiştim. Aksi düşünülemezdi. Bu sebeple kabullendim tümünü.

Eğer insan, idealindeki menzile ulaşmak gayesiyle adımlar atan bir yolcuysa, onun bilinç ve kıvançla attığı her adımı bir olgunlaşmadır. Bu olgunlaşma süreci ömür boyu sürdüğü sürece ancak doyumdan söz edilebilir benim nazarımda. Bu yüzden hatalarımı veya başkalarının hatalarını da kıvançla göğsüme bastırıp atıyorum en kararlı adımlarımı… İnsan için insandan vazgeçme gafletine düştüğümden sonra bile oldu bu. Tecrübelerime eklenen bir yanlışla devam ettim yoluma. Her ne kadar yapabileceğim hataların en büyüklerinden birini daha henüz yolun başında yapmış olsam da…

Bunca lafın üzerine, yine iyimser olmak isterim. Tek düşüncem tıpkı benim yaptığım gibi yapmasıdır geçmişlerinde yer ettiğim “başka”larının… Artık geriye dönüp pişmanlık ya da hayıflanma duymasın ya da geçmişe küfretmeyi bıraksın onlar da benim yaptığım gibi. Neden mi onlar adına böyle bir isteğim var? Olur da belki tekrar kesişirse rotalarımız Üstinsana giden yolda, yüzüme bakan kişide dostane bir gülümseme görmeyi isterim, düşmanca bir dudak bükme yerine…

Nihayete gelecek olursak, tüm bunların haricinde unutulmamalı ki, bu yolda herkes yalnız yürümektedir. Geçmişin inşasında her ne kadar kullanılmış olsalar da dostlar, yarlar, yarenler yalnızca görünürde vardır. İnsan, kendi elleriyle koyar her taşı kendi yaşamında. Yalnız doğup yalnız ölecek insanı bu işinden alıkoymak adına en çok uğraşanlar da ona yalnızlığını hissettirmemeye çalışanlardır… Geçmişten kopmamış yalnızlık, en mutlu yalnızlıktır.

Yazı Denemeleri -2-

Omuzlarından ay ışığı dökülüyordu kadının. Pürüzsüz teni, ayın o saf, beyaz ışığıyla mükemmel bir mermer gibi parlıyor, Tanrıçalara özgü oturuşu, anın ölümsüzleştirilme gereğini daha da arttırıyordu.

Solgun, beyaz ten, narin ve kırılgan bedenin yumuşak kımıldanmalarıyla, adeta kendinden bağımsızmış gibi hareket eden gölgenin tam bir tezatydı.
Nerede olunduğunun ya da saatin kaç olduğunun hiç bir önemi yoktu. Önemli olan tek şey kadın ve ay ışığının mükemmel uyumuydu.
Düzgün hatlı vücudu sola dönüktü. Uzun, düz ve simsiyah saçları ise döndüğü yönden aşağı sarkıyor, önden gelen ay ışığıyla birleşiyor, iç içe geçiyor ve inanılmaz bir uyumla -sanki sihirliymişcesine- salınıp duruyordu.

Ayın saf ışığında, odada görülen tüm diğer şeyler ise uçuşan küçük toz zerreciklerinden ibaretti. Işık huzmelerinde kümeleşmiş olarak uçuşarak, adeta bir mabedin etrafında secdeler ederek tapınan aciz kullar gibi görünüyorlar, kadının tertemiz tenine dokunmuyorlardı.

WordPress.com'dan blog alın. | Tema Motion, volcanic tarafından yapılmıştır.
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.