Yaklaşık 1.5 ay kadar önce, sevgili arkadaşım Doruk Kotan’ın oynattığı Forgotten Realms (Bundan sonra kısaca FR diyeceğim) campaign’e başladım. Çok hevesle yarattığım; fakat ilk oyunda role play’ini bir türlü başaramadığım bir karakterim var. Escad / Richard Mightysword.

Biraz tuhaf bir karakter oldu; ama dediğim gibi çok sevdim. Yukarıda çift isimli olması kafa karıştırmasın, şizofren değil. Kişilik bölünmesi yaşamıyor. Hikayesi en kaba haliyle şöyle anlatılabilir belki: Richard ismini doğduktan sonra kendisi gibi bir Helm Paladin’i olan babasından alıyor. Annesi ise Helm’e bağlı bir Cleric… Tıpkı babası gibi o da tapınakta eğitim alıp onurlu bir Helm Paladin’i oluyor; fakat şimdi yazmaya üşendiğim bir kaç olayın akabinde Paladin’likten ayrılıp (kovulmak daha doğru belki) kendini büyüsel sanatlara veriyor. Eski isim ve hayatını geride bırakması da bu sebeple oluyor. Kendine Escad diye diye yollara düşüyor.

Tabi sayfalarca bakcground’ı olan böyle bir karakteri böyle 2 3 cümleyle buraya yazmak ciddi bir saygısızlık :)

Oyun sırasında geçmiş ve şimdiki hayatı arasındaki ikilemleri yaşamak, yıllarca beraber vakit geçirdiği arkadaşları tarafından “farklı” biri olarak nitelendirilmek ve arada eski anıları yad etmek oldukça keyifli. Güzel bir role play’e sahip.

İşin tek kötü yanı ise, oyun grubunun bir hayli kalabalık olması. (Kalabalık derken 8 [Sekiz!] kişiden bahsediyorum! Ben üç kişiye bile söz geçiremezken sevgili DM’imiz Doruk’un onca kişiyi idare edebilmesi ayrı bir yetenek tabi ki…) Normalde kalabalık iyidir; fakat o kadar kişinin aynı anda düzgün role play yapması pek mümkün olmadı şimdiye kadar. Belki senaryo akışından dolayı bu şekilde geldi bana; ama bilmiyorum. Her ne kadar son iki haftadır oyuna dört kişi devam etsek de, bir sonraki oyunda yine kalabalık olacağız. Şikayetçi değilim gerçi, hepsi hoş-sohbet olan bu kadar kişiyle ortak bir şey yaparak vakit geçirmek gerçekten çok eğlenceli.

Neyse, daldan dala atladığım bu yazıyı burada sonlandırayım en iyisi. Şu sıralar dikkatimi tek bir şey üzerinde yoğunlaştıramadığım gibi pek de üretken değilim açıkçası. Eh bu yazı da bunun nişanesi olarak kalsın bari!…