Saat sabahın altısıdır.
Güneşin doğuşuna eşlik eden kuş sesleri ve hafif bahar meltemi doldurur odanı; yalnızlığının sadece bedenini değil, ruhunu da doldurmasını taklit eder gibi adeta. Günün tüm gürültüsü hala kafanda yankılanmakta olsa da sabahı karşılayan o kuşların sesi bir anda keser tüm hengameyi. Sessizliğine eşlik etmeye başlarlar. Onları düşünürsün. üzerine hiç ayak basmadığın çimlerin ötesindeki, altında hiç oturamayacağın o ağacı hayal edersin. O sırada fonda hafiften bir müzik başlar… Kendine ait bir şeyleri hatırlatan.
Gelecek ile hayaller bir olmuştur zaten; fakat ya geçmiş? Geçmişin de hayalleri olamaz mı diye düşünürsün inceden inceye… Pişmanlıklar, hayıflanmalar başlarlar ufaktan ufağa işgale zihnini. İzin vermek istemezsin; ama naçarsın! Çünkü çoktan başlamıştır o ince ses, “I stand alone in the darkness / The winter of my life came so fast” diye dizeleri okumaya. Bir anda yalnızlığın karanlık olur çıkar sana, ortasında tek başına beklediğin… Esen meltem de aniden bastıran kışın.
Hemen sonra anılar gelir hatra inceden inceye. Hüznün ve acının olmadığı, saf kıvanç ve sevincin kalbinden taştığı mutlu hatıralar canlanır gözünde. Geçmişin hayalleri midir bu, yoksa dokunulmamış gerçekliği mi ayırdına varamazsın kolay kolay… Varmak istemezsin işin aslı! belki büyüsü bozulur diye… Çünkü bilirsin, hiçbir şeyi bilmediğin kadar kesin şekilde: ne olursa olsun, bozmamalısın o büyüyü! seninle yaşayan, seninle birlikte “her yere” uzanan o masalsı güzelliği…
“Her yere” diye düşünürken devam eder mısralar akmaya düşüncelerini beraberinde sürükleyerek… Gecenin karanlığında, sana güvenene -ona- yol göstermek için parlayan tek yıldız olmayı dilemiş olsan da artık rüzgarda uçuşan biçare toz zerrecikleri kadar küçük olduğun gerçeği belirir zihninin ufak bir köşesinde. Düşünürsün hemen ardından, ben mi küçüğüm yoksa rüzgar mı kuvvetli diye.
İşte tam o anda aklına gelir kulağına gelen şey: “I never stayed anywhere / I’m the wind in the trees… ” Sen küçüksündür belki, evet. Rüzgar da güçlü olmasına güçlü elbet; fakat bunların hiçbiri değil ki aradığın şey! Sen de biliyorsun yanıtı, saklamıyorsun kendinden daha fazla: Rüzgarın ta kendisisin sen; artık asla beklenmeyecek olan…

