Latest Entries »

İskandinav Mitolojisi son zamanlarda popüler kültürde kendisine oldukça geniş yer buldukça ufaktan ufağa sevinmiyor değilim. Yaygınlaştıkça özünden uzaklaşarak -Hoş, mitosların

özünden uzaklaşmasının mümkünatı tartışılmaya açık bir hadisedir, orası ayrı-  farklılaşan mitolojik olay ve kişilerin zamanla “ikonlara” dönüşmesinden şikayet edip mızmızlanmaktansa, şimdilik bu konuya değinmeden memnuniyetimi dile getirmeyi tercih ederim. (Bu konudan bahsederken dünyanın en büyük çizgi roman şirketlerinden olan Marvel’ın İskandinav mitolojisi karakterlerini sinemaya aktarmasındaki rolünün ne denli büyük olduğunu hatırlatmazsam olmaz.)

Mitolojik karakterler Hollywood jönleri sayesinde de olsa insanların ilgisini çekmeyi hazır başarmışken, ben de bu fırsattan istifade, onlardan birkaçı hakkında bir öykü anlatayım.

Bu seferki öyküm “Avengers” filminin antagonisti, genç kızların sevgilisi, başarısız “Thor” filminde isyankâr üvey evlat olarak resmedilen Loki hakkında.

Marvel'ın Thor ve Avengers filmlerinde Loki'yi canlandıran Tom Hiddleston

Marvel’ın Thor ve Avengers filmlerinde Loki’yi canlandıran Tom Hiddleston

Daha önceki yazılarımın birinde Loki’ye Thor’un yol arkadaşı olarak değinmiştim. Burada anlatacağım olayda, o öyküden farklı olarak kendisine bir yan rol değil direkt olarak başrolü veriyorum.

Anlatıya göre; kurnazlığın, sinsiliğin ve düzenbazlığın vücuda gelmiş hali olan Loki, İskandinavların kıyameti olan Ragnarok’a kadar sürecek bir cezaya çarptırılır. Bunun sebebi ise gerek Aesir’i gerekse Vanir’i çileden çıkartan oyunları ve hileleridir.  Sanıyorum ki, Tanrılardan biri olmasa da en az onlar kadar saygı ve korku duyulan Loki’nin, böyle bir cezaya haksız yere çarptırıldığını düşünen elbette yoktur. Şimdi de gelelim Loki’nin kıyamete kadar sürecek bu cezaya nasıl çarptırıldığına…

Loki’nin Aesir, Vanir ve Midgard halkı -yani ölümlüler- tarafından saygı görmesinin en büyük sebeplerin biri İskandinavların Allfather’ı, Tanrıların en büyüğü Odin’in kan kardeşi olmasıdır. Tanrılar ve insanlar onun gerçekte nasıl biri olduğunu bilseler de Odin’in ismi ve referansı işin işine girince Loki’ye güvenmekten ya da Loki’ye çeşitli şekillerde borçlu olduklarından dolaya ona boyun eğmekten başka çıkar yol bulamazlar sıklıkla. İşte hikayemiz yine bunlardan biriyle başlıyor.

Asgård ahalisi  Ægir şerefine verilen bir yemekte toplanır, hep birlikte yer, içer, eğlenirler. Sivri dili ve rahatsız ediciliğinden bucak bucak kaçılan Loki ise, doğal olarak bu toplantıya davet edilmez. Kendisinden gizli düzenlenen bir yemek olduğunu görünce, Yalanların Tanrısı hiddetlenir ve toplantının yapıldığı mekana gitmeye karar verir. Denizlerin Tanrısı Ægir’in hizmetkârları öncelikle kendisini içeri almak istemez;. Bunun üzerine Loki içeride neler konuşulduğunu sorar. Deniz Tanrısının hizmetkarları ona, Tanrıların içeride mead(Bal likörü, Yunan Tanrılarının Nektar’ına benzer bir içki) içtiklerini ve Loki’nin kendilerine yaptığı kötülüklerden yakındıklarını söyler.

“Girmek İstiyorum Ægir’in salonuna,

Toplanan içkicileri görmek için;

Aesir’in canını sıkıyor, keyfini kaçırıyorum

Ve onların altın mead’inin tadını bozuyorum.”*

diyerek niyetini açık açık söyleyen Tanrıyı içeri almak istemeyen hizmetkârlara karşı Loki,  “Odin’in kan kardeşini içeri almamaya nasıl cür’et edersiniz?” der ve kapılar ardına kadar kendisine açılır. Salona doğru ilerleyen Loki’nin karşısına  Bu sefer karşısına şiirlerin, şairlerin ve güzel masalların tanrısı “Bragi” çıkar. Her mecliste bulunması zorunlu olan, insan ve

Loki Tanrıları çileden çıkartan şiirini okurken

Loki Tanrıları çileden çıkartan şiirini okurken

tanrıların eğlenmesinden sorumlu olan Bragi tatsızlık çıkmaması için   “Gelme, lütfen” der ona. Ufak bir rüşveti de ekler sırf Loki içeri girmesin diye.

“Kıskançlıktan Aesir’i kızdırma diye,

Ben servetimden atımı ve yüzüğümü veriyorum.

Bragi’nin ganimeti ise bir kılıç.

Tanrıların gazabından sakın.”*

Kendisine şairler tanrısı tarafından sunulan bu tehditle karışık hediyeyi reddeden Loki salona doğru adım atarak şöyle bağırır Bragi’ye:

“Koltukta cesursun, ama eyleme geçmekte gevşek,

Bragi seni koltuk süsü!

Eğer öfkeliysen, dövüş biriyle!

Atak olan düşünüp taşınmaz!”*

Loki Aegir'in salonlarında Lokasenna'sını okuyor

Loki Aegir’in salonlarında Lokasenna’sını okumaya devam ediyor

Hikayeciliğin ve şairliğin tanrısına yöneltilen bu eleştiri elbette bir yerde haklıdır. Bragi savaşmaktan çok konuşmayı tercih eden bir yapıdadır; fakat Loki’nin bu alçak söylemine konu olmak, Bragi’yi çok üzer. Bunun üzerine tanrıların gençliğinin sağlayıcısı, Altın Elmalar’ın koruyucusu güzel Tanrıça Idun lafa karışır, kocasını ve kocasının onurunu korumak maksadıyla söze girişir. Loki ise ona “erkeklere en düşkün Tanrıça olduğu ve birçoklarının koynuna girdiğini” hatırlatarak, onu susturur.

Böylece sırayla tüm tanrı ve tanrıçalara hakaretler yağdıran Loki “Lokasenna”** adlı şiirini bitirir. Sıra Thor’a geldiğinde ise susar; çünkü bilir ki, belinde ışıldayan ünlü çekici Mjöllnir’iyle Tanrıların en kudretlisi, Loki’yi kendi öz kızı Hel’in yanına (İskandinav yer altı dünyası/Cehennem) bir daha geri dönmemek suretiyle gönderebilir.

Moralleri oldukça bozulan Tanrılar Loki’ye daha da öfkelenerek terk ederler Ægir’in salonlarını.

İşte Loki’ye bir cezanın verilmesi gerektiği ilk kez burada dile getirilmiştir.

Öykünün buraya olan kısmında bir es veriyor ve doğrudan bu bölümle alakalı olmadan “Baldr’in Öldürülmesi” hikayesine geçmeden önce yazıyı şimdilik bitiriyorum.

*Şiirler aslen Poetic Edda’da yer alıp Türkçe çevirileri “Cennette Kim Kimdir?” adlı kitaptan alıntılanmıştır.

**”Lokasenna” Loki’nin Poetic Edda’da yer alan ve her tanrı hakkında oldukça aşağılayıcı sözler söylediği (cinsellik, söyledikleri yalanlar, çok önemli sırları hakkında) bölümdür. Merak edenler için yukarıdaki çeviri pek sağlıklı olmasa da buradaki İngilizce çeviri göz atmaya değerdir.

Müzik dünyasında ilgi – kalite oranında en düşük yüzdeye sahip grup Rainbow’dur bana sorarlarsa. Dio’ya ve Ritchie Blackmoore’a rağmen herkesin dilinde pelesenk olmamaları ilginç doğrusu. Müzikal açıdan zaten olumsuz manada eleştirilerini yapmak imkansız. Gerçi şu anda bu yazıyı yazarken “ilkokulda resim dersi alan bir öğrencinin Mona Lisa kritiği yapması” düşüncesi beliriyor kafamda… Neyse konum zaten Rainbow’un nasıl bir grup olduğu değil, onların sadece bir şarkısı: The Temple of the King.

Son zamanlarda bıkmadan, usanmadan dinlediğim şarkılardan biri bu. Ki burada bahsettiğim son zamanlar, son birkaç yılı kapsayacak kadar geniş; ama daha da iyisini söyleyeceğim: Bu harika şarkının en az orijinali kadar güzel bir de “cover”ı -yeniden yorumlanmış hali- var, yine uzun zamandır tekrar tekrar dinlediğim. Hiç tarzım olmasa bile!  İlk duyduğumda gerçek olduğuna inanmadığım bir kişi ve şekil ile yapılmışı hem de. Gerilim vermeyi pek beceremeyen biri olarak bu bahsettiğim cover’ın linkini aşağıda paylaşayım da, dinlemek ve şaşırmak isteyen olursa zahmet çekmesin…

Buyrun!

Rene Magritte

Bu Bir Pipo Değildir

Hayır hayır, Foucault’dan ya da postmodernist bir felsefeden bahsetmeyeceğim. Belki Rene Magritte’ten bahsedebilirdim; fakat bunu yazma sebebim o da değil. Çok daha basit ve naif bir düşünce var burada: Pipo alacağım!

Başlangıç için ortalama kalitede bir şeyler düşünüyorum; fakat tütünden taviz vermeyeceğim sanırım. Zaten keyfi bir adam olduğum için ve ara ara kullanacağımdan yüksek kalitede olanlarından da alabilirim aslında. Kararsızım galiba…

Sigarayla arası hiç olmayan hatta hayatında hiç sigara (Sadece bildiğimiz sigara!) kullanmamış biri olmama rağmen uzun süredir aklımdaydı; fakat düzgün bir şey alacak maddi güce sahip değildim. Neyse ki şimdilerde bir şekilde para biriktirme ihtimalim mevcut. Eh bunu değerlendirmeli tabi ki!

Ayrıca, bugünkü kararlılığım sonucunda cuma günü Latince öğrenmeye ilk adımımı atıyorum.

Quidquid Latine dictum sit altum sonatur. Volo discere latine!

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 487 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: